|
|
|
|
| YENİDOĞAN BAKIM ÜNİTESİ |
|

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi, 8.1.1992 tarihinde hizmete girmiştir. Hastanemizde yılda ortalama 20.000 (yirmi bin) bebek doğmaktadır. Ortalama 4000 (dört bin) bebek, değişik sebeplerle yoğun bakım ünitesine yatırılmaktadır. Ünitemiz, 13 ventilatör ve değişik özelliklerde 65 yatak (küvöz, raydan vb.) ile hizmet vermektedir.
Yenidoğan takip polikliniği 2003 yılı Ekim ayında hizmete girmiştir. Hastanemizde doğan her bebek ve Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi’nden taburcu olan bebekler, yenidoğan döneminde polikliniğimize kontrole çağrılmaktadır. Polikliniğimizde, TSH tarama testi yapılmaktadır. Ünitemizde bir yenidoğan uzmanı (şef), 8 çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, 52 ebe-hemşire, 13 yardımcı sağlık personeli çalışmaktadır.
|
| DOKTORLARIMIZ| başa dön |
| BÖLÜM ŞEFİ: Prof Dr Uğur Dilmen: udilmen@ttnet.net.tr HÜTF’den mezun olduktan sonra, aynı üniversiteden 1983 yılında uzmanlığını aldı. 1988 yılında doçent, 1994 yılında profesör oldu. Türk Tabipler Birliği, Milli Pediatri Derneği, Türk Neonatoloji Derneği, Islamic Academi of Sciences üyesidir. 2003 yılından bu yana hastanemizde çalışmaktadır.
Uz Dr Erden Sipahi: AÜTF’den mezun olduktan sonra uzmanlığını SSK Ankara Hastanesi’nden aldı. Rize ili Çayeli ilçesinde bir süre çalıştıktan sonra 1998 yılından bu yana hastanemizde çalışmaktadır.
Uz Dr E Derya Potur: deryapotur@msn.com İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. AÜTF’den mezun olduktan sonra uzmanlığını Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nden aldı. Kastamonu ili Tosya ilçesinde mecburi hizmetini tamamladı. 2001 yılından bu yana hastanemizde çalışmaktadır.
Uz Dr Rukiye Pınar: İlk, orta ve lise eğitimini Sivas’ta tamamladı. Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, aynı üniversiteden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlığını aldı. 2004 yılından bu yana hastanemizde çalışmaktadır.
Uz Dr Handan Yaşar: drhandanyasar@hotmail.com Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, uzmanlığını Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinden aldı. Bandırma Devlet Hastanesi’ndeki görevinden sonra, 2004 yılından bu yana hastanemizde çalışmaktadır.
Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr Nahide Altuğ: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra aynı üniversiteden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlığını aldı. AÜTF’de Çocuk Kardiyoloji üst ihtisasını tamamladı. İtalya Messina Üniversitesi’nde çocuk hastalıkları ve North Carolina-Duke Üniversitesi’nde çocuk kardiyoloji ve fetal EKO eğitimi aldı. 2004 yılından bu yana hastanemizde çalışmaktadır.
|
| HEDEFLER| başa dön |
- Çocuk Kardiyoloji ünitesinin açılması
- Yatak kapasitesinin %50 artırılması
- TSH taramasının devamı
|
| SAĞLIK REHBERİ | başa dön |
| Aşağıdaki linklere tıklayarak doğrudan ilgili konuya gidebilirsiniz: |
- Ani Bebek Ölümü Sendromu
- Anne Sütü
- Emzirme
- Biberonla Beslenme
- Yetersiz Beslenme
- Aşırı Beslenme
- Kusma
- Sulu veya Sert Dışkılama
- Prematür Bebeklerin Beslenmesi
- Doğumda Oluşan Kol Felci
- Aşı
- Gaz
- Pişik
- İdrar
- Eğri Boyun
- Yenidoğan Sarılığı
|
| ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMU | başa dön |
Hiçbir sağlık sorunu bulunmayan bir bebeğin beklenmedik ve nedeni otopsiyle de açıklanamayan şekilde ölümü olarak adlandırılan Ani Bebek Ölümü Sendromu, daha çok 2 ve 4'üncü aylarda görülüyor.
Tüm dünyada bebek ölüm nedenleri arasında kazaların ardından ikinci sırayı alır.
Genellikle uykuda gerçekleşen ölüm, kış aylarında ve erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık meydana geliyor.
Ani Bebek Ölümü Sendromu'nda risk, düşük sosyoekonomik düzeyli ailelerin çocuklarında, prematüre ve düşük doğum kilolu bebeklerde, alkol ve ilaç bağımlısı, sigara kullanan, doğum öncesi bakımı yetersiz olan annelerin bebeklerinde ve 20 yaş altı hamileliklerde yükseliyor.
Bebek ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan ''Ani Bebek Ölümü Sendromu'' alınacak basit tedbirlerle önlenebilir.
Bunları unutmayın :
Bu tür ölümlere karşı alınacak başlıca önlemler ise şunlar:
* Hamilelik esnasında rutin doktor kontrollerinizi aksatmayın, beslenmenize dikkat edin.
* Bebeğinizi mümkün olduğunca anne sütüyle besleyin.
* Bebeğinizi sırtüstü ve sert zeminde yatırın.
* Çarşafı gergin ve temiz, çarşaf kıvrımları da sıkıca kapalı olsun.
* Uykuda bebeğinizin başını örtmeyin.
* Yatağına şilte, oyuncak vs. koymayın.
* Bebeğinizin yatak odasını uygun ısıda tutun.
* Bebeğinizin doktor kontrollerini aksatmayın. Olağandışı belirtiler gördüğünüzde mutlaka doktora danışın.
* Bebeğinizin bulunduğu ortamda sigara içmeyin.
* Bebeğinizin bulunduğu odayı sık sık havalandırın.
|
| ANNE SÜTÜ | başa dön |
| Bebeğinizi doğumdan hemen sonra, ilk yarım saat içinde emzirmeye çalışın. İlk 4-6 ay bebeğiniz için sadece anne sütü yeterli olacaktır. Çok önemli bir sorunu olmadıkça her annenin sütü bebeğine yeter. Her tür annenin sütü kendi yavrusuna özgüdür. Her memelinin memelerinden gelen salgıya süt denilmektedir. İnsan yavrusuna en uygun süt doğal olarak insan sütüdür. Bir başka memelinin örneğin ineğin yavrusu için salgıladığı süt kendi yavrusu için çok uygun iken insan yavrusu için o denli yararlı olmayabilir.
Anne sütünün başka hiçbir besin maddesinde bulunmayan üstünlükleri vardır. Kısaca bunlara değinelim.
• Bebek için ideal bileşime sahiptir. Bebeğin ilk aylarda tüm ihtiyaçlarını karşılayacak özelliğe sahiptir. •
Sterildir yani mikrop içermez.
• Sindirimi bebek için en kolay besin maddesidir.
• Her zaman en uygun sıcaklık olan beden ısısındadır.
• Her zaman taze ve içilmeye hazır haldedir.
• Bir bedel karşılığı temin edilmez, bedavadır.
• Anne memesini emmek bebeğe anneye temas etmeyi sağlayarak ruhsal iletişimine yarar sağlar.
• İçersinde ancak insanlarda bulunan bazı özel yapıda immunglobin gibi maddeler bulunur. Bunlar bir çok hastalığa karşı koruyucu rol oynar.
• Anne sütü ile beslenen bebeklerde pişik ve benzeri cilt sorunları ile bir çok enfeksiyon daha az görülür.
• Bebeğin beslenmesi için başka biberon vb. araçlar gerekli değildir. Dolayısıyla bunlardan kaynaklanan sorunlardan yoksundur.
Bilinmelidir ki teknolojinin bugün ulaştığı yerde bile anne sütüne eşdeğer bir besin maddesi üretebilmek mümkün değildir. Bu amaçla yapılan besin maddeleri ancak anne sütü ile beslenmenin imkansız veya yetersiz olduğu durumlarda gündeme gelebilir. Bunlar teknolojinin olanakları kullanarak inek sütünün yapısı değiştirilmek ve bazı eklemeler ile anne sütüne benzetilmeye çalışılmış ürünlerdir. Ayni özellikleri taşımazlar. Fakat anne sütü yerine kullanılmaya en uygun besin maddeleridir.
Bebeğini emzirmek annenin sağlığı ve ruhsal gelişimi için son derece yararlıdır. Meme dokusunun bir çok hastalığı emzirmeyen kadınlarda daha sık olarak ortaya çıkmaktadır. Doğumu izleyen saatlerde emzirmekle salınan bazı hormonlar anne rahminin kasılmasını sağlayarak doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır.
Tensel temasın anne üzerinde de olumlu etkileri bulunuyor. Bebeğin okşanması ve dokunma sırasında annenin rahatlamasını ve anne sütünün artmasını sağlayan "prolaktin hormonunun" salgılanmasını artırıyor. Ayrıca anne-bebek arasındaki bağı güçlendiriyor. Kısacası bebeğe sevgi ve şevkatle dokunma onun gelişimine büyük katkıda bulunuyor. Temel olarak bebeğin bedensel ve ruhsal gelişimini olumlu yönde etkileyen bir etkinlik olan masaj bebeğin yaşam kalitesini artırıyor, anne ile iletişimini geliştiriyor, kas koordinasyonunun gelişimine katkı sağlıyor, dolaşım, solunum ve sindirim sisteminin düzenlenmesine ve uyumasına yardımcı oluyor, hareketliliğini artırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve daha uzun süre anne sütü ile beslenmesini sağlıyor.
|
| EMZİRME | başa dön |
| Pozisyon: Bebek emzirmenin tek bir pozisyonu yoktur. Emzirme Pozisyonları sayfasında değişik yöntemleri göreblirsiniz. Bunların içersinde herkes kendine uygun olanı bulabilir. Doğumu takip eden ilk günlerden sonra normal olarak genel tercih edilen beşik pozisyonu önerilir. Pozisyon ile ilgili genel öneriler şunlar olabilir. Anne oturur ve hafif arkasına eğik, yaslanmış olmalıdır. Kol dayamak için bir desteği bulunan koltuk ile ayaklarını uzatmak veya ayağını dayararak dizini yukarı kaldırmak için bir puf yararlı olur. Bebek anne koluna veya bir yastığa uzanmış, yaklaşık 45 derece bir eğimle anne memesine yaklaştırılmalıdır. Elleri serbest olmalıdır. Böylelikle anne memesine temas edebilir ve ellerinin yardımı ile meme başını bulabilir. Anne de elinin işaret ve orta parmaklarının yardımı ile meme başını bebeğinin ağzına yöneltirken baş parmağı ile yukarıdan aşağıya doğru memesini sıvazlayarak sütünün kolay gelmesine yardımcı olmalıdır. Bebek emme işlemi sırasında ağzının içersinde bir vakum yapmaktadır. Bu negatif basınç anne memesinden sütün gelmesini sağlar. Eğer bebek tam yatar pozisyonda olursa gelen anne sütü burun arkasına kaçar. Hatta kulakların boğaz açılan kanalın ağzından kulak yoluna geçerek enfeksiyona neden olabilir. Yeni doğan kulak iltihaplarının en sık nedeni hatalı pozisyonla emzirmedir. Ayrıca annenin de yattığı yerden bebeği emzirmesi hem sütün gelmesi hem de olabilecek tehlikeli sonuçlar yönünden sakıncalıdır. Yatakta da olsa anne dik durumda olmalıdır.
Bebek burnundan rahat nefes alabilmelidir. Ağzında meme bulunan bebek ancak burnu ile solunuma devam edebilir. Yeni doğanların zaten dar olan burun hava yollarının salgı ve kusmuk ile tıkalı olması emmeyi güçleştirip, imkansız bir hale bile getirebilir. Meme emzirmeden önce buruna serum fizyolojik damlatmak ve temizlemek yararlı olur. Meme bebeğin burnunu kapatmamalıdır.
Bebek rahat olmalıdır. Giysileri ve ortam ısısı uygun, altındaki bezi kuru ve temiz olan bebek daha kolay emebilir. Emzirme esnasında bebekler refleks sonucu kaka yapabilirler. Bu bir hastalık değil normal olaydır. Emzirirken yapmıyor olması da sorun değildir.
Anne memesinin baş kısmı bebeğin ağzına iyi oturmalıdır. Meme başı gömük veya herhangi bir yapısal sorun olmadığında anne memesinin koyu renkli kısmının kenarları bebeğin dudakları ile kaplanana dek ağzına sokmalıdır. Bebek anne memesinin başını diş kemerleri denilen damaklarının arkasına almak ve meme başını geriden öne doğru sıkarak çeker. Bu sırada dil kökü ve boğazı ile de vakum yapar. Eğer bebek anne memesini ağzında iyi tutamazsa iyi de ememez.
Besleme süresi yeterli olmalıdır. Normalde bebekler bir öğünde alacakları anne sütünün yaklaşık olarak % 50 sini ilk 1-2 dakikada, % 90 ını ilk 5 dakika içersinde emerler. Normal bir emzirme süresi 15-20 dakika olmalıdır. Daha kısa veya uzun sürdüğünde başka bir sorun olması mümkündür.
Beslenme aralıkları bebeğe göre ayarlanmalıdır. İlk ayda bebek ağladıkça denilen aralıklar uygundur. Bu süre 30 dakika ile en fazla 3 saat olmalıdır. İdeal olarak ilk ayda 1-2 saatlik aralıklar tercih edilmelidir. İkinci aydan itibaren bu aralıklar önceleri 2 sonra 3 saate çıkmalıdır. Beslenme aralıklarının arttırılması yavaş yapılmalıdır. Mide hacmi yeni doğan bebeklerde 20-30 ml. İken 8-10 günde 60-100 ml. ye, 3. ayda 150ml.ye, 6.ayda 200 ml.ye çıkar. Bir yaşına geldiğinde 300 ml. hacme ulaşır. Artan mide kapasitesine paralel olarak annenin de süt miktarı artar. Bazı özel durumlarda beslenme saatle düzenlenebilir. Hastane gibi ayni anda bir çok bebeğe bakıldığında her birinin ağlaması veya doymasını izlemek mümkün olmadığında 2-3 saatlik aralarla beslenme uygulanabilir. Yine de beslenme aralığının 3 saati aşmaması gerekir.
Bebeğin tok olduğu halde gaz sancısı gibi başka nedenlerle ağlaması yanlışlıkla doymadığı düşünülerek ek besinlere başlamamak gerekir. Bebeğin doymasının en önemli göstergesi yeterli kilo almasıdır. Diğer yandan yetersiz anne sütü nedeniyle bebek aç kaldığında düşen kan şekerine bağlı olarak uyuklayabilir ve ağlamaz. Bu sakinlik de yanlışlıkla doyduğunun göstergesi değildir. Tartı bunu da belirlemeye yarar. Bebek emdiği zaman midesine gelen süt mide asidi ile karıştığında kesilir. Böylelikle sindirim işlevi başlar. Bebek yeni emdiğinde süt şeklinde geri çıkartabilir. Emdikten bir süre sonra çıkarttığında kesik halde gelmesinin nedeni bu olaydır. Beslendikten sonra yeterli süre geçmeden tekrar beslendiğinde midesinde sindirimine başlanmış süt ile yeni emilen çiğ süt karışır. Barsaklara kesilmiş süt ile kesilmemiş çiğ süt ayni anda geçerse sütün asitle kesilmesi sonucu otaya çıkan gaz barsakların gerilmesine neden olur.
Beslendikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalıdır. Meme emme (biberon emmede de) esnasında bebekler bir miktarda hava yutarlar. Ayrıca midede sindirim sırasında doğal olarak gaz oluşur. Bu oluşan hava-gaz karışımı midenin sol-üst tarafında toplanır. Beslenmeden sonra bunun çıkarılması gerekir. Bunun için bebek yüzü yana ve dışarı gelecek şekilde annenin göğsüne karın üstü yatırılmalı ve sırtına hafif el vuruşları ile çıkarılmaya çalışılmalıdır. Bu işlem sırasında annenin omzuna temiz bir bez konulması yararlı olur. Gaz çıkarırken sıklıkla bebekler bir miktar midedeki besinleri de çıkarırlar. Diğer yandan bebeğin yüzünün ve ağzının giysi yerine daha temiz bir örtüye temas etmesi hijyen yönünden daha sağlıklıdır. Bu gaz çıkarılmadığında midede gerilmeye ve huzursuzluğa yol açar. Bu da mide kasılmalarını arttırır. Bu kasılmalarla mide içeriği biraz barsaklara biraz da yemek borusundan dışarı gider. Barsaklara geçen süt henüz sindirime uygun olmadığı için sancılara neden olur. Yemek borusundan dışarıya giden süt ise kayıp olacaktır.
Bebeklerin kendilerine özgül refleksleri vardır. Anne memesi emmek için bebekler doğuştan bazı yeteneklere sahiptir. Bunların bilinmesi yardımcı olur. Anne sütünün kokusunu duyan bebek başını sağa-sola çevirerek kokunun kaynağını aramaya başlar. Dudak kenar bölgesinde refleks alıcıları vardır. Yanağının o bölgesine bir şey değdiğinde ağzını ve dudaklarını o tarafa çevirerek meme aramaya başlar. Bu meme emme esnasında uyuyan ve emmeyi kesen bebeklerde onu emmeye tekrar döndürmek için yararlı olur. Parmak ucuyla yanağın uyarılması emme işlemini başlatır. Damağına ve dilin arka bölgesine bir şey değdiğinde ağzını kapatıp, yanaklarını sıkarak emme işlemine başlar. Bu basit bir emmeden farklı olarak sıkarak çekme hareketidir. Ağzın içersine boşalan süt de yutma refleksini uyarır. Bebekler ağzına konulan bir şeyi yutma eğilimindedirler. Tok olan bir bebek de bu refleksler ortaya çıkmaz ve uyuma isteği daha ağır basar.
Her öğünde her iki meme de emzirilmelidir. Bebekler beslenirken aslında besinlerinin büyük bölümünü ilk memeden alırlar. Uygun olan yöntem her öğünde her iki memenin de verilmesidir. Fakat son verilen meme bir sonraki öğünde ilk verilecek meme olmalıdır. Memeden ayrılmak istemeyen bebeğin dudağının kenarından annenin parmağını hafifçe bebeğin ağzına sokması içerdeki negatif basıncı düşürerek bebeğin memeyi bırakmasını kolaylaştırır. Memelerin boşalması daha çok süt salgılanmasını sağlar. Sütü bol olan annelerin bebekleri memeyi tam boşaltamadığı takdirde biriken süt sorunlara yol açabilir. Bu durumda anne sağmak suretiyle memelerini boşaltmalıdır. Uzun sürelerle emzirmeye devam edilirse veya beslenme aralıkları açılırsa süt salgılanması azalır.
Meme başı bakımı yapılmalıdır. Bebeğin kuvvetle emmesi karşısında meme başı tahriş olur. Kısa bir süre sonra da acımaya, çatlamaya ve yara olmaya başlar. Bu durum anne için emzirmeyi olanaksız hale getirebilir. Bunun oluşmaması için yapılması gerekenler Emzirmeden önce memeler karbonatlı su ile silinmelidir. (Bir kahve fincanı suya bir çay kaşığı karbonat) Bu bebeğin ağzında pamukçuk oluşumunu önler. Ayrıca eğer zaten pamukçuk oluşmuş ise anne memesine geçmesini engeller. Karbonatlı suyun arkasından memeler ılık su ile temizlenmelidir. Hem memeler olabildiğince mikroptan arınmış olur hem de sıcak etkisi sütün daha rahat gelmesini sağlanır. Emzirdikten sonra anne sütü biraz meme başına sürülür. Üstüne bir nemlendirici veya yağ sürülmelidir. Bu meme başının yumuşak ve nemli kalmasını sağlar. Böylelikle çatlaklar önlenebilir.
Annenin sütü gelmesine rağmen bazı durumlarda anne sütü vermek uygun olmayabilir. Bu durumlar çok sık olmamakla berber kısaca değinelim.
Annede meme iltihabı oluşması. Bu memelerin iyi boşalmadığı ve meme başında oluşan küçük çatlaklardan içeriye enfeksiyon etkenin girmesi ile meydana gelir.
Annenin herhangi bir nedenle süte geçen ve bebeğe zararlı olabilecek ilaç kullanma zorunluluğu. Her türlü ilaç bu kısıtlamaya dahil değildir. Bazı ilaçlar süte geçmez, bazıları da ya çok az miktarda geçer ya da geçmesi bebek de olumsuz bir olaya neden olmaz. Buna ancak bebeğin doktoru karar vermelidir.
Annenin sütten geçebilecek veya solunum yolu ile bulaşabilecek bir hastalığı olması. Bazı hastalıkların mikrobu sütten bebeğe geçebilecek özellik taşır. Bu tür hastalıklar nadirdir fakat solunum yolu ile geçen hastalıklarla çok daha sık olarak karşılaşılır. Bu durumda anne sütü kesilmesi kesin şart değildir. Anne emzirme esnasında ağız ve burnunu bir tıbbi maske ile kapatabilirse bulaşma olasılığı büyük ölçüde azalır.
|
| BİBERONLA BESLENME| başa dön |
Biberon emmesi ile anne memesinin emzirilmesi farklıdır. Biberonun içindeki mama/su biberonun emziğinin emilmesi ile bebeğin ağzına dolar. Biberon emen çocuğun bir çaba sarf etmesine gerek yoktur. Anne memesini emen çocuk yalnızca meme ucunu değil, areolanın (meme başını çevreleyen koyu renkli bölge) büyük bir kısmını ağzının içine alır ve dilini areolanın altına uzatır. İçi sütle dolu kanalların çoğu areola bölgesindedir. Bebek dili ile bu kanalları sağar ve ağzına dolan sütü yutar.
İçinde ister mama, ister su olsun yaşamın ilk günlerinde biberon verilen bebekler (bir kez bile verilse) memeden de biberon gibi emmeye çalışırlar. Bu bebekler yalnızca meme başını emerler ve dilleri ile sağma işlemi yapmazlar. Bu duruma meme başı şaşkınlığı denilmektedir. Çocuk yalnızca annenin meme başını emdiği için memeyi boşaltamaz, süt gelmediği için huzursuz olur.
Çocuğun huzursuz olması anneye yeterli sütünün olmadığını (yalancı süt yetersizliği) düşündürür. Bebeğin etkisiz emdiği durumlarda memeler sürekli şiş ve gergindir. Yalnızca meme başının emilmesi nedeni ile meme ucunda zedelenme ve çatlaklar da oluşur. Daha çok biberon kullanılmaya başlanır. Bebek rahata alıştığı için anne memesini bir daha almak istemez. Anne de sütünün yetersiz olduğunu düşünerek ve meme başı sorunları nedeni ile emzirmeyi sürdürmek istemez.
Anne sütü ise her zaman ve her yerde hazır durumdadır. Bebeğin beklemesine gerek yoktur. Bu nedenle emzirilen çocuklar huzurludur. Bebek için "emme" yalnızca karnının doyurması değildir. Aynı zamanda anne ve bebek arasındaki ikili ilişkinin tam olarak gelişmesini sağlar. İlk bir yaş içinde her istediği anda annesini yanında bulan ve emzirilen çocuklarda, temel güven duygusu gelişir.
Biberon ile beslemede, beslenme süresi boyunca verilen mamanın içeriği aynıdır. Bununla birlikte anne sütünün en önemli özelliği yaşayan bir sıvı özelliği göstermesidir. İçeriği sabit olmayıp çocuğunun yaşına, fizyolojik durumuna uygun bir değişim gösterir. Emzirme döneminin başında yada sonunda olmasına göre anne sütünün içeriği değişir. Emzirme döneminin başındaki süt suludur. Emzirme döneminin sonundaki süt ise yağlıdır, bebeğe doygunluk hissi verir. Bebek anne göğsünü gereksinimi kadar emer, biberon ile beslemede ise annesinin almasını düşündüğü kadar almak zorundadır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde şişmanlık daha az görüldüğü bilinmektedir. Anne sütü ile beslenmede ileri yaşlarda şişmanlık, koraner kalp hastalıkları, şeker hastalığı (Tip I Diabetes Mellitus), Çölyak hastalığı gelişme riski daha azdır.
Anne sütü yalnızca en ideal besleyici değil aynı zamanda en ekonomik beslenme yoludur. Biberonun temizlenmesi çok zordur ve bebekler için enfeksiyon kaynağı oluşturur. Biberon ile beslenen bebeklerde ishalli hastalıklar sık görülmektedir. Emzirmeden önce anne göğsünün temizlenmesine gerek yoktur. Her koşulda verilebilir, Mikrop bulaşması sorunu yoktur. Emzirdikten sonra da annenin bir miktar sütünü sıkıp göğüs uçlarına sürmesi temizlik için yeterlidir. Herhangi bir pomat kullanmaya gerek yoktur. Emzirme öncesi annenin yalnızca el yıkaması gerekmektedir. Çalışan anneler, anne sütünü sağarak eve bırakılabilir ve anne evde olmadığı zaman bebeğe kendi anne sütü verilebilir. Anne sütü buzdolabında 24 saat, oda ısısında sekiz saat saklanabilir. İnek sütü ise oda ısısında iki saatte bozulur.
Emzirmenin üstünlükleri tartışılmaz olduğunun bilinmesine karşın biberon kullanımının halen yaygın olması düşündürücüdür. Hastanemizin "bebek dostu hastane" olması emzirmenin yaygınlaşmasını sağlayacaktır |
| YETERSİZ BESLENME | başa dön |
Bebeğin huzursuz oluşu ve fazla ağlaması, az dışkı yapması aldığı anne sütü veya süt formülü miktarı ile doymadığının bir işareti olabilir.
Aralıklı tartı ölçümleri ile besinin yeterliliği değerlendirilmeli, bildirilen şikayetlerin gerçekten az beslenmeye bağlı olup olmadığı araştırılmalıdır. Çocuğun aldığı miktarlar gerçekten gereksinimi karşılamıyorsa, karışık beslenmeye başlanmalı yada verilmekte olan formülün miktarı arttırılmalıdır.
Bazı bebekler bir öğünde fazla alamazlar ve 1-2 saat sonunda tekrar yemek isterler. Bu durumda anne sütünü veya biberonu daha sık vermek, yapay beslenen bebeklerde emzik şişesinin deliğini biraz genişletmek, öğün sırasında 1-2 kez beslenmeyi durdurarak bebeğin gazını çıkartmak gibi önlemler yararlı olabilir.
İştahsız ve iyi tartı almayan bebeklerde sistemik hastalık varlığı araştırılmalıdır. Uzun süre davam eden yetersiz beslenmede protein enerji yetersizliği gelişir. |
| AŞIRI BESLENME | başa dön |
| Süt çocukları genellikle aldıkları besin miktarını kendileri ayarlar ve gereğinden fazlasını almazlar. Ancak bu kural her zaman geçerli değildir. Özellikle yapay olarak beslenen bebeklerde fazla miktar yeme, tartı almada fazlalık ve bu durumun devam etmesiyle birkaç hafta sonunda aşırı beslenmeye bağlı mide kaçağı, kusma, sulu dışkılar gibi belirtiler oluşması oldukça sık rastlanan bir durumdur. Besinin daha sulu hazırlanarak verilmesi ile bu durum birkaç günde düzelir.
Fazla yağlı besinler mide boşalmasında gecikmeye, karın gerginliğine, karın ağrısına yol açabilir. Karbonhidrat fazlalığı barsak ta bakteri yel fermantasyona yol açarak gazlanmaya, karın gerginliğine ve karın ağrısına neden olur.
|
| KUSMA| başa dön |
| Kusma (regürjitasyon) öğünden sonra besinin küçük bir bölümünün çıkarılmasıdır. Zararsız bir belirtidir. İlk 6-7 ayda çok sıktır. Beslenme yönteminin iyi uygulanması ile düzelebilir. Besinin önemli bölümünün çıkarılması şeklindeki kusma veya beslenme zamanından bağımsız olarak günde üçten daha fazla sayıdaki kusma normal değildir, doktorunuza başvurmanız gerekmektedir. |
| SULU VE SERT DIŞKILAMA | başa dön |
| Doğumdan sonra 4-6 ncı günler arasında “geçiş kakaları” adı verilen suluca, sarı renkte, bazen müküs içeren dışkılar görülmesi normaldir
Anne sütü alan çocuğun dışkısı krem kıvamındadır. Formül sütleri ile beslenen bebeklerde de dışkılar çoğu kez anne sütü alan bebeklerdekine benzer. İnek sütü alanlarda dışkı genellikle daha katıdır. Gerek anne sütü, gerekse formül sütlerle beslenenlerde fazla beslenme sulu dışkılara yol açar. Günde 5 den fazla sulu ve miktarca fazla dışkılama ve renk değişikliği ishal olarak kabul edilmelidir. Enfeksiyon, ishalin en önde gelen nedenidir.
Sağlıklı bebeklerde 2-3 gün ara ile dışkı yapma nadir değildir. Dışkıların kıvamı normal ise bu durum zararsızdır. Uygun beslenen bebeklerde sert dışkılara nadir rastlanır. Kabızlık anüs çatlaklarına yol açabilir. Çocuğa öğün aralarında su içirmek, besinin karbonhidrat içeriğini biraz arttırmak gibi önlemler çok zaman dışkı kıvamının normalleşmesi için yeterlidir.
|
| PREMATÜR BEBEKLERİN BESLENMESİ | başa dön |
| 38. gebelik haftasından (37 hafta + 6 gün) erken dünyaya gelen bebeklere prematüre bebek denir. Gebelik süresini (38 - 40 hafta ) tamamlamış olduğu halde doğum ağırlığı 2500 gr altında doğan bebeklere düşük doğum ağırlıklı bebek, doğum ağırlığı 1500 gr altındaki bebeklere de çok düşük doğum ağırlıklı bebek denir. Sindirim ve emilim işlemlerinin başlayabilmesi için prematüre bebeğin emme ve yutma fonsiyonlarını yerine getirebilmesi gereklidir. İlk yutma hareketleri intrauterin 12-16. haftalarda amniotik sıvının yutulması ile başlar. 32. haftadan önce doğan bebeklerde emme hareketleri azdır ve hiç yutma hareketi olmayabilir. Zamanında doğan bebeklerde emme-yutma hareketlerinin olgunlaşması doğumdan sonraki 1-2 gün içinde olurken, özellikle 2000 gramın altındaki pretermlerde günler, haftalar gerekebilir.
Genel olarak hafif ve orta derecede prematüre bebeklerin beslenmelerinde anne sütünün yeterli olduğu kabul edilmektedir. Buna karşın 32-33 haftalıktan küçük ve vücut ağırlıkları 1500 gr altında olan bebeklerin beslenmelerinde anne sütünün yeterliliği konusunda tartışmalar vardır. Prematüre doğum yapan annenin sütünü zenginleştirmek için kullanılan bileşimler ticari olarak bulunmaktadır. Prematüre beslenmesinde anne sütü kullanılacaksa en iyisi kendi anne sütünün kullanılmasıdır.
Anne sütü yokluğu veya yetersizliğinde kullanılmak üzere birçok özel mama geliştirilmiştir. Bu mamalar sindirim sistemi ve metabolik fonksiyonları olgunlaşmamış bebeklerin spesifik besin gereksinimleri göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Ancak bu mamalar önerilere uygun hazırlanmalı ve kullanılmalıdır.. Ancak anne sütünde bulunan bazı üstün özellikler hazır mamalarda yoktur.
|
| DOĞUMDA OLUŞAN KOL FELCİ| başa dön |
| Zor ve makat gelişi doğumlarda çocuğun boynunun zorlanması sonucu kol ve ele giden sinirler zedelenebilir ve felç ortaya çıkabilir.
Felç nadiren sinirlerin kopması sonucu ortaya çıkabilir; bu durumda sinirlerin dikilmesi gerekir, veya sinirlerin zedelenmesi sonucu gelişir; bu durumda sinir kendiliğinden iyileşebilir.
Felç sadece omuz ve dirsekte olabilir, veya sadece el de olabilir, veyahut hepsinde olabilir. İlk 3 ayda hastaların %90 ında iyileşme olur .
İlk iki ayda hiç iyileşme belirtisi olmayan , yani elini ve kolunu oynatmaya başlayamayan hastanın boyundan kola giden sinirlerin koptuğuna hükmedilir ve bu durum EMG ve MRI gibi ileri tetkiklerle tesbit edilerek , mikro-cerrahi teknikleriyle sinirler dikilir.
Tedavide esas; sinirlerin iyileşme müddeti içersinde eklemlerde sertliklerin , adelelerde zayıflamaların önüne geçmektir. Bunun için çocuğa devamlı olarak bir uzman kontrolünde, fizik tedavi egzersizleri yaptırılır. Sinir kendiliğinden iyileştiğinde, önünde sertleşmemiş bir eklem ve zayıflamamış bir adele bulursa , tedavide başarıya ulaşılmış olur.
|
| AŞI | başa dön |
| Aşılamada amacımız kanda hastalık mikrobunu tanıyan, onunla karşılaşınca onu bertaraf edebilen hücreleri hastalığı geçirmeden sahip olmaktır. Aşılamanın bu kolaylığı yanında her hastalık her zaman zararsız bir şekilde geçirilemez, bazen hastalık çocuk felci örneğindeki gibi kişiyi öldürebilir veya sakat bırakabilir. Hiçbir hastalığı geçirmek aşılanmaktan daha zararsız ve hafif olamaz. Aşı takvimi ve sorularınız için bağlı bulunduğunuz 1nci basamak sağlık merkezine müracaat edin ve yakın ilişki içinde olun. |
| GAZ | başa dön |
| Gaz sancıları; bebeklerin çoğunda görülen, zarar verici olmayan, belli bir süre ile sınırlı fizyolojik bir olaydır. Öncelikle bebeğin gaz sancısı dışındaki herhangi bir sebepten dolayı ağlamadığını tespit etmemiz gereklidir.
Bunlar
• Açlık
• Diş çıkarma
• Kulak ağrısı
• İshal
• Başka sebeplerle oluşan barsak spazmları
• İdrar yolu enfeksiyonları
• Popo (anüs) çevresindeki yara ve çatlaklar
• Pişik
• Pamukçuk
• Gizli veya belirgin fıtıklar
• Ağız ve dişeti sorunları
• Vücudun herhangi bir yerindeki kırıklar
• Bazı sinirsel hastalıklara eşlik eden ağlama tipleri...
Bunları ayırt etmek için mutlaka çocuk hekiminize danışmanız gereklidir.
En çok karıştığı durum olan açlıktan ağlayıp ağlamadığını saptamak kolaydır. Anne sütünü verdiğinizde susuyorsa sebep açlıktır. Yok eğer susmuyorsa her ağladığında inatla anne sütü veya mama veriliyorsa, sırf bu yüzden gaz sancısı daha da artabilir. Sık ve düzensiz beslenen çocukların gaz sancıları daha da artabilir. Hele erken dönemde başlanan ek gıdalar bu tabloyu iyice kötüleştirebilir.
Bebeklere şekerli su verilmesi, emziklerin bala veya pekmeze batırılarak verilmesi, çok erken aylarda nişastalı gıdalara başlanması, meyve ve meyve sularının gereğinden çok verilmesi veya meyvelerin olgunlaşmamış olması da gazı artırır.
Gereğinden fazla su içirilen veya tam tersi yeterince su verilmeyen bebeklerde de gaz fazla olur.
Uzun süre açıkta kalan yiyecekler (özellikle süt ve sütlü yiyecekler), iyi temizlenmemiş şişe-kaşık ve emzikler, uzun süre kapağı kapatılmamış şuruplar (vitaminler, antibiyotikler, ateş düşürücü-ağrı kesiciler) de basit mikrobik kirlenmeler nedeniyle gaz yapabilirler.
Altının uzun süre ıslak bırakılması, bulunduğu ortamın aşırı sıcak veya soğuk olması, uzun süre aynı konumda yatırılması da gazı artırabilir.
Bebeğin kundaklanması, hareket kabiliyetini sınırlayan kuşaklarla sarılması da gazı artırabilir.
Annenin beslenmesinin gaz oluşumundaki rolü sanıldığı kadar belirgin değildir.
Anne ve babanın sakin, hoşgörülü ve sevecen olması çok önemlidir.
Gazlı Bebeklerde Neler Yapılabilir?
• Anne ve babanın sakin olması, bebeğe şefkatle ve güvenle yaklaşması
• Aşırı sıcak veya soğuk ortam oluşturulmamalı,
• Dar ve sıkıcı veya üst üste giysiler giydirilmemeli,
• Besinler hazırlanırken hijyen (temizlik) kurallarına uyulmalı,
• Bebekler hep aynı pozisyonda yatırılmamalı, yan olarak veya karın üstü yatırılmalı (karın üstü yatırılırken bir kişinin bebeğin yanından ayrılmaması gerekiyor),
• Karnına ve ayaklarına ılık bezler konulmalı,
• Her beslenmeden sonra en az yarım saat ve en az iki kere "Gark" edene kadar gazı çıkartılmalı,
• Bebeğe okşayarak ve severek güzel sözler söylenmeli,
• Sinirsiz olduğu bir zamanda bebeğe uygun masaj yapılmalı,
• Gereğinden fazla emdirilmemeli, gereksiz yere ek besinler verilmemeli,
• Rezene çayı ve anason verilebilir.
• Doktorunuza görünmeli ve onun önerilerine uymalısınız.
|
| PİŞİK | başa dön |
| Yeni doğan bebek, idrar ve dışkısını kontrolsüzce dışarı atar. Bu atıklar, bebeğin son derece hassas olan cildi üzerine, tahriş edici etkiye sahiptir. Cildin yüzeyindeki ince, koruyucu yağ tabakasını, bu nem ve atıklar geçer ve cilt tahriş olur.
Buna fırsat vermemek amacı ile, çok eski devirlerden beri, bebeklerin altına, atıkları emebilecek ve cildi mümkün olduğunca kuru tutacak yaprak, toprak ve daha sonraları bezler koymuşlardır. Günümüzde kağıt bazlı, bir kez kullanımlık bebek bezleri, bu konuda en yaygın kullanılan çözümdür.
İster kumaş, ister kağıt bezler kullanılsın, bebeklerin poposunda kendisini parlak kırmızı renk ile gösteren tahriş durumları ortaya çıkabilir. Bu tablo pişik olarak adlandırılır. Neyse ki pişikler çoğunlukla çok ciddi tablolar halinde seyretmez. Bazı basit, temel koruyucu işlemler, bebeği pişikten veya daha ciddi durumlardan korur.
Kumaş yada kağıt bezlerin kullanılmasında en önemli konu, sık değiştirmektir. Kullanılan bez ne zaman ıslanır veya dışkı ile kirlenirse değiştirilmelidir. Amaç bebeğin altının kuru tutulmasıdır.
Eğer yeteri sıklıkta, bezleri değiştiriyorsanız, başka hiçbir şeye ihtiyacınız yoktur. Talk pudrası, günümüzde çocuk sağlığı uzmanlarınca önerilmemektedir. Eğer ille de bir pudra tatbik etmek gerekirse, mısır nişastası (bu amaca yönelik olarak hazırlanmış) önerilmektedir. Yapılan bazı çalışmaların, kullanılan pudra zerreciklerinin havada asılı kaldığı ve solunum ile bebeğin akciğerlerine gittiği, nadir de olsa pnömoni (akciğerde enfeksiyon, zatüre) yaptığı gösterilmiştir.
Yeterli sıklıkta altı değişen bebeğin, pudraya ihtiyacı yoktur. Özellikle, büyükanne-babalar torunlarına bol pudra serpmek, losyon sürmekten büyük keyif almaktadırlar. Bu yaklaşım pişiği engellemez. Bazı çocuk sağlığı uzmanlarına göre, kullanılan pudra ve parfüm içeren bazı ürünler, aslında bebek cildi için pişiklere neden olabilecek kimyasal maddeler içermektedir. Bu tür ürünlerin alerjik madde içermediğinden emin olmalısınız.
Bebeğin, kirli altını temizlemenin en etkin yolu sabunlu su ile yıkamak, su ile durulamak ve kurulamaktır. Bir çok aile kokulu sabun veya alkol içeren ürünler kullanırlar. Bu ürünler de pişiklere neden olabilirler.
Pişik görüldüğünde, hemen sadece sabunlu su ile temizliğe dönülmelidir. Bu alan, daha sonra temiz, yumuşak, emici bir bez ile temizlenir. Bebeğin altının değişimi sırasında 10-15 dakika süre ile bez bağlanmadan, bebeğin altının açık olması ve hava ile teması da oldukça koruyucudur. Bebeğin altı bağlanırken, mümkün olduğunca bel bölgesinde gevşek bağlanmalı ve havanın bez içinde dolaşması sağlanmalıdır. Bebeğin altı bağlandıktan sonra naylon bir külot (muşamba) veya sızdırmayı engelleyici katman koyulmamalıdır. Cildin hava almasını engellediği gibi nemin de içeride kalmasına neden olarak pişiklerin oluşumuna neden olur.
Eğer Pişik Varsa
Bebeğin altını sabunlu su ile temizleyin, durulayın ve kurulayın.
Pişik olan bölgeleri, idrar ve dışkıdan korumak için kalın tabakalar halinde, pişik için eczanelerde satılan kremlerden kullanınız.
Ne Zaman Doktora Gitmeli?
Bütün bebeklerde zaman zaman pişik görülebilir. Bunlar yüzeysel tahrişlerdir. Yukarıda açıkladığımız basit önlemler ile birkaç gün içinde geçmiyor ise doktorunuza başvurmalısınız. Pişik ilerledikçe cilt, daha parlak kırmızı bir renk alır, kasıklar da kızarır, kırmızı alanlardan odaklanan yuvarlak kırmızı lekeler sağlam ciltte de görülür. Çok ağrılı hale gelir, kaşıntı olabilir. Özellikle pişik kremlerine rağmen 3-4 gün devam eden olgularda, maya veya mantar enfeksiyonu düşünülür. Eğer pişik alanlarında sivilcemsi yapılar, küçük kabarcıklar görülüyor ise mikrobik enfeksiyonlar düşünülmeli ve hekime gidilmelidir.
|
| İDRAR| başa dön |
| Normalde bebeğin idrar rengi neredeyse renksizdir veya hafif sarıdır. Alınan besinler, ilaçlar ve bazı hastalıklar idrar renginin değişmesine neden olur. Özellikle yeni doğan bebekler yeteri kadar su alamıyorlar ise idrar rengi pembe olabilir. Bunun nedeni ürat kristalleridir. Böyle durumlarda doktorunuza başvurmalısınız.Doktorunuz bebeğin idrarını test ederek, renk değişikliğinin susuzluktan mı yoksa başka bir nedenden mi olduğunu ayırt edecektir |
| EĞRİ BOYUN | başa dön |
| Çocuklarda doğuştan eğri boyun (tortikollis) görülebilmektedir. Bu durumun erken fark edilerek gecikmeksizin tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavide geç kalınması halinde gerçek bir düzelme sağlanamamaktadır.
Boyun eğriliği sıklıkla başın sağ tarafa doğru eğilmesi şeklinde görülmektedir. Bir çok sebebi vardır : boynumuzun yan tarafındaki adelenin damarı doğum esnasında sıkışır ve adele birsüre kansız-oksijensiz kalınca yapısı değişir, kasılı kalır, uzunluğu azalır ve boynu o tarafa doğru eğer. Kemiklerdeki eğrilikler, eksiklikler , bazen de görme bozuklukları boyun eğriliğinin diğer sebebleridir.
Doğduktan sonra aile fark edemez ise, eğrilik gittikçe artar. Bir yaşından sonra ameliyat gerektirecek dereceye ve sertliğe ulaşır.Bu devrede de tedavi edilmezse, çocuğun yüzü eğriliğin olduğu tarafta küçük kalır. Bu devreden sonra yapılan ameliyattan sonra boyun eğriliği düzelse bile, yüzdeki asimetri ( bir tarafın küçük, bir tarafın büyük oluşu ), baki kalır.
Çocuk üç aylık oluncaya kadar anne kendisine öğretilen boyun egzersizlerini yapar, çocuğu eğriliğin olduğu tarafa yüksek yastıkla , ters tarafa yastıksız yatırırsa büyük bir ihtimalle boyunda düzelme olur. Aksi takdirde, 3.aydan sonra boynu düzgün tutan sargılar ve cihazlar kullanılır. Doktorunuzun tavsiye edeceği bölümlerle mutlaka yakın ilişki içinde olunmalıdır.
|
| YENİDOĞAN SARILIĞI | başa dön |
• Yenidoğan bebeklerde en sık görülen klinik bulgulardan biri olan "sarılık", büyük oranda vücuttaki yaşlı veya işlevsiz alyuvarların karaciğer, dalak ve kemik iliğinde parçalanması sonucunda oluşan "hemoglobin"' in yıkım ürünlerinden "bilirübin" denilen maddenin kanda artması sonucu ciltte oluşturduğu bulgudur.
• Cilde sarı rengi veren "bilirübin" denen maddedir.
• Bu maddenin vücuttan atılabilmesi için; karaciğerde dönüştürülmesi gerekir. Bu işlemden sonra safra yoluyla bağırsaklara geçerek atılabilir.
• Eğer altta yatan ciddi bir neden yoksa yenidoğan sarılığı, yaşamın ilk 24 saatinden sonra görülür.
• Zamanında doğmuş bir bebekte ilk 7 günden sonra, erken doğmuş bebeklerde ise ilk 10 günden sonra görülmez. Aksi halde uzamış sarılıktan söz edilir ve ayrıntılı incelenmesi gerekir.
Neden olur ?
Doğum öncesi yaşamda bebeklerin alyuvarlarının oksijen taşıma kapasiteleri daha fazla olması gerektiğinden alyuvar kitlesi erişkin insana göre daha fazladır. Öte yandan kandaki ömürleri erişkine göre daha kısadır. Dolayısıyla erişkine göre yenidoğan bebekte daha fazla sayıda alyuvar daha kısa sürede parçalanır. Artmış bilirübin yüküne karşın yenidoğan bebeğin karaciğeri bu yükü arındıracak kadar olgunlaşmış değildir. Bu nedenle bilirübinin kandan temizlenmesi zaman alır ve ciltte sarılık ortaya çıkar.
"Prematüre" dediğimiz zamanından önce doğmuş bebeklerde ise; yeterince olgun olmadıklarından sarılık daha sık ve daha yüksek değerlerle karşımıza çıkar.
Anne sütüyle beslenen bebekler (özellikle sezaryen ile doğum yapmış annelerin sütünün gerek yeterli olmaması gerekse annenin bebeği beslemede yetersiz kalmasından dolayı) erken dönemde sararabilirler. Ancak bu durumda bebeğin temel besin kaynağı olan anne sütü kesilmemelidir. Tersine daha sık emzirilerek bebeğin sıvı ve kalori gereksinimi giderilmelidir. Anne sütüne bağlı sarılıklarda bilirübinin çok yüksek düzeylere erişmediği bilinmektedir.
Bilirübin kanda çok yüksek düzeylere eriştiğinde yenidoğan bebeğin sinir sistemi üzerinde çok ciddi kalıcı hasarlara neden olabilir ve tedavi edilmesi şarttır.
Bilirübin suda erimeyen, yağda çözünen bir maddedir. Kanda çok yüksek düzeylere eriştiğinde, kan-beyin engelini aşarak yağdan zengin bir organ olan beyinde birikerek ciddi zedelenmelere yol açar. Bu zedelenmeler, etkilenmenin derecesine göre; sağırlık, öğrenme güçlüğü, istemsiz hareketler, spastisite, zeka geriliği olabilir.
Yenidoğan sarılığı önce gözlerin beyazında ortaya çıkar, bilirübin düzeyleri arttıkça yüzde, gövdede belirgin hale gelir. Özellikle sarılık bacakların üst kısmında görülmeye başlandığında cilde basmakla kaybolmayan sarı bir renk gözleniyorsa; bu durum, bilirübinin kanda yüksek düzeylere eriştiğinin işareti olabilir. Ancak özellikle deneyimsiz anne-babaların gövdede sarılık belirgin hale geldiğinde hekimlerine başvurması önerilir. Eğer gerekli görülürse bebekten topuktan alınacak az bir miktar kanla kandaki bilirübin düzeyleri tetkik edilebilecektir.
Sarılık nasıl tedavi edilir?
Tedavide ilk seçenek olan "ışık tedavisi"; derideki bilirübini karaciğerde konjugasyona gerek kalmaksızın suda çözülebilir hale dönüştürür ve bu bilirübin vücuttan kolaylıkla atılabilir. Hızlı etkiler; ciddi yan etkisi yoktur (ciltte hafif kırmızı döküntüler, gaita kıvamında yumuşama, hafif su kaybı dışında). Gözleri ışıktan korumak amacıyla gözler kapatılır. Genellikle birkaç gün içersinde tedaviye yanıt alınır. Ancak hastanede kullanılan fototerapi aletlerinin yaydığı özel dalga boyundaki ışık etkilidir.
Kan değişimi: Eğer bilirübin düzeyleri çok yüksek düzeylere ulaşırsa bilirübin içeriği yüksek kan, bilirübinsiz banka kanıyla değiştirilir. Özellikle anne ve bebek arasında "kan uyuşmazlığı" (Rh uyuşmazlığı, ABO uyuşmazlığı vb.) olduğu durumlarda, anneden geçen antikor denen maddelerin bebeğin kan hücrelerini parçalamasını önlemek için bebeğin kanını değiştirerek kanın bu antikorlardan arındırılması sağlanır. Uygun steril koşullarda deneyimli hekimler tarafından yapıldığında sonuç başarılıdır.
İlaç tedavisi: Uzamış sarılık olgularında kısa süreli olarak kullanılır. Bilinçsiz kullanıldığında ciddi yan etkileri oluşabildiğinden hekim önerisiyle ve kontrollü kullanılmalıdır.
Anne sütü sarılığı nedir?
Anne sütüyle beslenen bebeklerin % 1-2' inde görülebilir. Yaşamın ilk 4-7 gününde başlayıp, 3-12 hafta içersinde sonlanır. Hemen hiçbir zaman zararlı değildir. Anne sütünü kesmek gereksizdir.
Kan uyuşmazlığı nedir?
Rh uyuşmazlığı: Annenin Rh negatif, bebeğin Rh pozitif olduğu durumda; annenin bebeğin Rh pozitif alyuvarlarına karşı oluşturduğu "antikor" denilen maddeler doğum öncesi ve bazen de doğum sırasında bebeğe geçerek bebeğin alyuvarlarının parçalanmasına neden olur. Oluşan aşırı yıkım faaliyeti sonunda, bebekte anemi ve aşırı bilirübin oluşumu görülür. Hem bebeği etkileyen bu antikorların temizlenmesi hem de bebeğe Rh negatif kan verilerek yıkımın durdurulması hem de aşırı bilirübinden arındırmak için çoğu kez kan değişimi şart olur. Genellikle ilk gebelikte görülmez. İkinci gebelikten doğacak bebekte Rh pozitifse şiddetli bir alyuvar yıkımı olacaktır. Bu durumu önlemek için ilk gebelikte doğan bebek Rh pozitif ise; doğumdan sonraki 72 saat içinde anneye "Rh immunglobulini (Rhogam(r))" enjeksiyonu yapılır.
ABO uyuşmazlığı: Annenin kan grubunun "0", bebeğin kan grubunun "A" veya "B" olduğu durumlarda; Rh uyuşmazlığında olduğu gibi anneden geçen antikorlar bebeğin alyuvarlarının parçalanmasına yol açarlar. Ancak bu durum Rh uyuşmazlığında olduğu kadar ciddi boyutta değildir, nadiren kan değişimi gerekir.
Dikkat Edilecek Konular
Bebeğin anne tarafından sık sık emzirilmesi teşvik edilmeli ve anneye yardımcı olunmadır. Uzun süre beslenemeyen bebeklerin daha çok sararacağı unutulmamalıdır.
Her ne kadar yenidoğan bebeklerin büyük çoğunluğunda sarılık gözleniyorsa da, bunların bir kısmı tedavi gerektirdiğinden; sarılık fark edildiğinde bebek dikkatle gözlenmeli, sarılık gövdede belirgin olduğunda bir çocuk hekimiyle temas kurulmalıdır.
Özellikle emmede zayıflık, sürekli uyuma, normal hareketlerinin azalması, geç dönemde tiz sesli ağlama ve vücutta kasılma kanda bilirübinin çok artığının göstergesi olabilir. Zaman yitirmeden hekime başvurulmalıdır
|
|
|
|