Gebelik ve Kan Uyuşmazlıkları

Rh-Rh uygunsuzluğu (kan uyuşmazlığı)

Kan uyuşmazlığı anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Kan uyuşmazlığını anlatmaya başlamadan önce kan proteinlerinden kısaca bahsetmek faydalı olacaktır. Kanımızda oksijen taşımakla görevli olan eritrositlerin (alyuvar) üzerindeki proteinler esas alındığında A, B, AB ve 0 kan grubu olmak üzere 4 ana kan grubu ve bir de D proteini (Rh)tanımlanır. Rh faktörü Rhesus (rezüs) maymununun kanındaki antikorların var olup olmaması anlamına gelir. D proteini mevcutsa Rh(+), D proteini yoksa Rh(-) olarak belirtilir. Rh(-) bir hasta için D proteini vücudun bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.

Normalde gebelikte anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta aracılığıyla oksijen, karbondioksit ve çeşitli besin öğeleri transferi gerçekleştirilir. Anne Rh(-), bebek Rh(+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorunla karşılaşılmaz. Bebek doğarken bir miktar bebek kanı annenin kan dolaşımına karışır ve annenin kanı tamamen yabancısı olduğu bir proteinle(Rh proteini) karşılaşır. Hemen bu proteine karşı tepki geliştirir ve bu tanımadığı proteini yok etmek ister. Annenin bağışıklık sistemi anti D antikorları geliştirir ve bu duruma Rh alloimmunizasyonu denir.

Alloimmünizasyona bağlı perinatal ölüm oranı: 5-8/100.000 canlı doğum olarak görülmektedir. Rh alloimmunizasyonu oluşabilmesi için, Fetus RhD (+) , anne RhD (-) eritrositlere sahip olmalı,yeterli miktarda fetal eritrosit maternal dolaşıma geçmeli, annenin immünojenik kapasitesi anti D antikoru üretebilecek düzeyde olmalıdır.

Anti D proteinleri annenin kan dolaşımındaki tüm D proteinini temizler ve bu proteini gerektiğinde her an üretebilecek bellek hücreler kalır. İkinci bebek yeniden Rh pozitif olduğunda annenin kanında bulunan antikorlar hemen plasenta aracılığıyla bebeğe geçer ve bebek eritrositleri yıkılmaya başlar. Bebeğin kemik iliği, karaciğeri ve dalağı yıkılan eritrositleri yerine koymaya çalışır. Bu esnada bebeğin dalak ve karaciğeri büyür. Bu aşırı eritrosit yapım ve yıkımı sonucunda ortaya çıkan bilirubin kan-beyin bariyerini geçerek merkezi sinir sisteminde bazal ganglionlar, hipokampus ve subtalamik alanlara yerleşir ve bu bölgedeki nöronları sarıya boyayarak öldürür. Buna kernikteus denir. Miadında doğan ve sarılık dışında ker¬nikterus risk faktörleri bulunmayan yenidoğanlar için kan beyin barajını aşmak yönünden kri¬tik total bilirubin düzeyi 20 mg/dl olarak kabul edilir. Preterm doğanlarda ve risk faktörleri olan yeni doğanlarda ise bu kritik düzey 16-18 mg/dl, hatta çok küçük pretermlerde 6- 8 mg/dl düzey¬lerine düşebilir. Beyin hücresi içine giren indirekt bilirubinin hücrede oksidatif fosforilizasyon, hücre solunumu, protein sentezi ve glukoz metabolizmasını bozarak hasar oluşturduğu ka¬bul edilmektedir. Tedavi edilmeyen çocuklarda kasların sertleşmesi, zeka geriliği gibi geri dönüşümü olmayan sinir sistemi bozuklukları meydana gelebilir. Klinik bulgular saptanan kernikteruslu ye¬ni doğanların % 75’i veya daha fazlası ilk gün¬lerde kaybedilir. Yaşayanlarda nörolojik sekel oranı yüksektir.

Kernikterusun tedavisi yoktur. Bu nedenle özellikle doğumu izleyen ilk 24-48 saatte başla¬yan sarılık durumunda belirli aralarla hemoglo¬bin, hematokrit ve bilirubin düzeyleri saptanmalı ve bilirubinin artış hızı açısından yenidoğan çok dikkatle gözlenmelidir. Gerektiğinde fotote¬rapi ya da kan değişimi ile bilirubin düzeyi nor¬mal sınırlara düşürülmelidir.

Diğer taraftan eğer eritrosit üretimi, yıkılan eritrositleri karşılayamazsa bebekte ağır bir anemi görülür. Bebeğin kalbi dokulara yeterli besin ve oksijeni sağlayabilmek için daha fazla çalışmaya başlar ve sonunda bebekte kalp yetmezliği gelişir. Kalp yetmezliğini takiben bebeğin cilt altı ve tüm organlarında aşırı sıvı birikmeye başlar ve bu duruma hidrops fetalis adı verilir. Hidrops fetalis genellikle in utero (anne karnında) ölüm veya doğduktan kısa süre sonra ölümle sonlanır.

Sonuçları bu kadar ağır olan kan uyuşmazlığı için Rh(-) anneler için koruyucu bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Anne adayının kan grubu Rh(-) ise ilk doğum, küretaj ya da düşüğünden hemen sonra bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır: "Anti-D İmmun Globulin". Bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye iğne şeklinde yapılmalıdır. Yalnız unutulmaması gereken bir konu bu immun globulinin her bir gebeliğin son bulmasında yeniden uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir problem yoktur.

Kan uyuşmazlığı açısından kendisi Rh(-) kan grubu, eşi ise Rh(+) kan grubuna sahip olan anne adaylarının dikkatli olması gerekir.anne ve eşi Rh(-) kan grubuna sahipse genetik olarak bebekleri Rh(+) kan grubuna sahip olamaz. Anne Rh(-), eşi Rh(+) olduğu durumlarda doğacak bebeğin kan grubu Rh(-) veya Rh(+) olabilir. Bu yüzden bu konuda uyanık olunmalı doğan bebeğin hemen kan grubu araştırılmalıdır. Anne Rh(-), bebek Rh(-) olduğunda kan uyuşmazlığı yoktur. Anneye anti D immun globulin verilmesi gerekmez.

Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de "kan grupları" arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin "O" bebeğin "A", "B" veya "AB" olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama genel olarak aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır.

Sonuç itibariyle sağlık bir bebek dünyaya getirebilmek için gebelikte düzenli bir izlem şarttır. Uygun bir gebelik yönetimi kan uyuşmazlığı gibi önemli bir sorunun kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır.
Paylaş :